Kayseri’de Bir Sabah ve Kaşığın Sesi
Bugünkü rehber içeriğimizde “Kaşık hangi bölgelere aittir” hakkında bilinmesi gereken temel detayları aktarıyoruz.
Sabahları Kayseri’de hava her zaman biraz keskindir. Yüzüne çarpan rüzgâr, sanki gece boyunca biriken bütün düşüncelerini dağıtmak ister gibi sert ama bir o kadar da dürüsttür. O sabah mutfağa girdiğimde annem çoktan kahvaltıyı hazırlamıştı. Çayın buharı camı buğulandırmış, mutfak duvarlarına sessiz bir sıcaklık yayılmıştı. Masanın üstünde eski, biraz çatlamış bir tahta kaşık duruyordu. Elime aldım. Parmaklarımın arasına alınca sanki geçmişi tutmuş gibi hissettim.
O an aklımdan tek bir soru geçti: Kaşık hangi bölgelere aittir?
Basit bir soru gibi duruyordu ama içimde büyüyen bir boşluğu dolduracak kadar derindi. Çünkü o kaşık sadece bir mutfak eşyası değildi; çocukluğumdu, dedemin elleriydi, annemin sabrıydı, Kayseri’nin soğuk sabahlarında ısınan evlerdi.
Kaşık hangi bölgelere aittir? sorusuyla başlayan merak
Kaşığı elime her aldığımda, onun aslında tek bir yere ait olmadığını düşünürdüm. Ama yine de bir aidiyet arar insan; bir kök, bir başlangıç, bir hikâye…
İç Anadolu’da, özellikle Konya ve Kayseri gibi şehirlerde kaşık sadece yemek yemek için kullanılmaz. Aynı zamanda bir kültürdür. “Kaşık oyunu” dediğimiz o ritmik folklor gösterileri bile bu geleneğin bir parçasıdır. Ellerinde kaşıklarla ritim tutan insanlar, aslında sadece müzik yapmaz; geçmişi çağırırlar.
Ama işin ilginç yanı şu ki, kaşık hangi bölgelere aittir? sorusunun tek bir cevabı yoktur. Ege’de zeytinyağlıların yanında kullanılan zarif küçük kaşıklar, Güneydoğu’da bakır işçiliğiyle şekillenen ağır kaşıklar, Karadeniz’de ahşabın doğallığıyla yapılan sade ama güçlü kaşıklar… Her bölge kaşığa kendi ruhunu katmıştır.
Ben o sabah bunu düşünürken içimde garip bir huzursuzluk vardı. Sanki bir şeyi kaçırıyormuşum gibi. Sanki bu soru sadece coğrafya değil, kimlik sorusuydu.
Dedemin atölyesinde ahşap kokusu
Dedemin evi şehrin biraz dışında, toprak yolların arasında kalırdı. Küçükken oraya gittiğimde ilk hissettiğim şey hep aynıydı: ahşap kokusu.
O kokuyu hiçbir zaman unutamadım.
Dedem marangozdu. Ama sıradan bir marangoz değil; kaşık yapan bir adamdı. Ellerindeki nasırlar, yılların sabrını taşırdı. Bana her zaman derdi ki:
“Bir kaşık sadece yemek yedirmez, insanın içine dokunur.”
O zamanlar bunu anlamazdım. Sadece tahtaya oyulan şekilleri izler, ortaya çıkan kaşıkların nasıl bu kadar pürüzsüz olabildiğine şaşırırdım.
Bir gün yanına oturdum ve aynı soruyu sordum:
“Dedem… Kaşık hangi bölgelere aittir?”
Gülümsedi. Elindeki bıçağı yavaşça tahtaya bastırdı. Ses çıkmadı. Sanki cevap da o sessizlikte gizliydi.
“Evlat,” dedi, “kaşık Anadolu’nun her yerindendir ama en çok insanın içindendir.”
O an anlamıştım sanmıştım. Ama aslında sadece hissetmiştim.
Hatıralar ve kırılganlık
Dedem yıllar sonra vefat ettiğinde, atölye sessiz kaldı. O sessizlik, kulaklarımda çınlayan bir boşluk gibiydi. Raflarda yarım kalmış kaşıklar, işlenmeyi bekleyen tahtalar vardı.
Bir tanesini aldım. Henüz tamamlanmamıştı. Kenarı pürüzlüydü, yüzeyi sertti. Ama yine de güzeldi.
O kaşığa bakarken içimde tuhaf bir kırılma hissettim. Sanki tamamlanmamış sadece o değildi; ben de tamamlanmamıştım.
Ve yine o soru geri geldi:
Kaşık hangi bölgelere aittir?
Bu kez cevabı dışarıda değil, içimde aradım.
Bir yolculuk: İç Anadolu’dan Ege’ye uzanan izler
Bir süre sonra üniversite için Ege’ye gitme fırsatı buldum. Denizle ilk tanışmam o zaman oldu. Kayseri’nin kuru soğuğundan sonra Ege’nin nemli rüzgârı bana başka bir dünya gibi geldi.
Bir sahil kasabasında küçük bir lokantada otururken masaya ince, zarif bir kaşık koydular. Kayseri’de gördüğüm kaşıklardan çok farklıydı. Daha hafifti, daha narindi.
O an tekrar düşündüm.
Kaşık hangi bölgelere aittir?
Garsonla sohbet ederken kaşıkların Ege’de zeytinyağlı kültürle birlikte şekillendiğini söyledi. Hafif yemekler, ince işçilik… Her şey birbiriyle uyumluydu.
Ama sonra fark ettim ki mesele sadece yemek değildi. İnsanlar yaşadıkları coğrafyayı kaşığa bile yansıtıyordu.
İç Anadolu’nun sert rüzgârı kaşığı sağlam yapmıştı. Ege’nin yumuşak iklimi ise kaşığı zarif.
Ama ikisi de aynı amaca hizmet ediyordu: insanı beslemek.
O gün içimde garip bir huzur oluştu. Kayseri’yi özledim. Dedemin atölyesini, annemin mutfağını, çocukluğumun sessiz sabahlarını…
O gün anladığım şey
Yıllar geçtikçe fark ettim ki bazı soruların cevabı tek bir cümleye sığmaz.
Kaşık hangi bölgelere aittir?
Bu soru artık benim için coğrafi bir merak değil. Bir hatırlama biçimi.
İç Anadolu’da bir marangozun elinde doğan kaşık, Ege’de bir sofrada zarifleşiyor, Karadeniz’de bir annenin mutfağında güçleniyor, Güneydoğu’da bakırın ağırlığını taşıyor.
Ama en önemlisi, hepsi bir insanın elinde anlam kazanıyor.
Bir gün Kayseri’de tekrar dedemin atölyesine gittim. Toz kokusu hâlâ oradaydı. Masanın üstüne yarım kalmış kaşığı bıraktığım yerde buldum. Elime aldım.
O an içimde tuhaf bir sıcaklık yükseldi. Hayal kırıklıklarım, özlemlerim, geçmişe dair kırık parçalarım… Hepsi bir anlığına sustu.
Kendi kendime fısıldadım:
“Belki de kaşık hiçbir bölgeye ait değil. Belki de her yere ait olduğu için bu kadar tanıdık geliyor.”
O gün anladım ki insan da biraz kaşık gibidir. Bir yere ait sanır kendini ama aslında birçok yerden iz taşır. İç Anadolu’nun sertliği, Ege’nin yumuşaklığı, Karadeniz’in sabrı… Hepsi bir aradadır.
Ve ben, o yarım kalmış kaşığa bakarken, içimde uzun zamandır aradığım şeyi buldum: aidiyetin tek bir yerde değil, hatıraların içinde olduğunu.
O yüzden artık biri bana kaşık hangi bölgelere aittir? diye sorduğunda, tek bir cevap vermiyorum.
Çünkü bazı şeyler coğrafyaya değil, insana aittir.
Benzer Bir Yazı: Kaşmir sağlıklı mıdır ?