Kayseri’de Bir Kış Akşamı: Sessiz Bir Boşanma Hikâyesinin Başlangıcı
Kayseri’nin kışları sert olur. Rüzgâr bazen öyle bir eser ki, insanın içindeki bütün düşünceleri söküp alacak gibi hissedersin. O akşam da öyle bir soğuk vardı. Evden çıkarken atkımı biraz daha sıkı sardım boynuma ama içimdeki düğümü kimse çözmüyordu.
Ben 25 yaşındayım. Günlük tutmayı seviyorum. Hatta bazen yaşadıklarımı yazmadan uyuyamıyorum. O gün de öyleydi; sanki başıma gelenleri yazmazsam boğulacakmışım gibi hissediyordum. Çünkü o gün ilk kez bir boşanma davasının tam ortasında, insanların birbirine nasıl yabancılaştığını gördüm.
Ve en çok aklımda kalan şey şu soruydu: Boşanma davasında kimler tanıklık yapamaz?
Adliye Koridorunda Bekleyen Hikâyeler
Adliye koridorları her zaman aynı kokar: biraz telaş, biraz umut, biraz da kırılmış hayaller. Banklarda oturan insanların yüzlerine baktığımda herkesin başka bir hikâyesi olduğunu hissedersin ama kimse kendi hikâyesini anlatmaz.
O gün orada bir arkadaşımın yanında bulunuyordum. Onun ablasının boşanma davası vardı. Aslında sadece destek olmak için gitmiştim ama bir süre sonra kendimi olayın içinde buldum.
Kadın yorgundu. Gözleri çok konuşuyordu ama ağzından çıkan kelimeler azdı. Adam ise sertti; yüzüne bakınca içindeki öfke hemen anlaşılıyordu. İkisi de artık aynı hikâyenin kahramanı değildi, sadece aynı dosyanın iki ayrı tarafıydı.
Koridorun sonunda avukatlar hızlı hızlı konuşuyor, “tanık listesi” kelimesi sürekli geçiyordu. O an ilk kez düşündüm: Bir insanın hayatı, birkaç kişinin anlatacağı cümlelere nasıl sığar?
Tanıklığın Ağırlığı ve Sessiz Gerçekler
Duruşma başlamadan önce herkes bir şeyler fısıldıyordu. “Şu kişi kesin konuşur”, “bunu tanık yazdık”, “öbürü zaten kabul etmez”…
Ama sonra bir şey dikkatimi çekti. Bazı isimler listeden çıkarılmıştı. Sebebini sorduğumda avukat sadece şunu söyledi:
“Boşanma davasında kimler tanıklık yapamaz, ona göre hareket ediyoruz.”
O an içimde bir merak uyandı. Çünkü herkes konuşabilecek gibi görünüyordu ama hukuk, bazı sesleri hiç duymuyordu.
Tanık Olamayanlar Gerçeği
O gün öğrendiğim şeyler zihnime kazındı. Boşanma davalarında herkes tanık olamazdı. Özellikle:
Davanın tarafları (yani eşler), kendi davalarında tanık gibi dinlenmezdi
Olayları algılama ve anlatma yetisi olmayan kişiler tanıklık yapamazdı
Akıl sağlığı yerinde olmayanlar ya da gerçekliği sağlıklı değerlendiremeyenler
Mesleki sır kapsamında konuşamayan kişiler (bazı durumlarda avukat, doktor gibi kişiler)
Olayla hiçbir şekilde doğrudan bilgisi olmayan, sadece duyuma dayalı kişiler
Bunları duyunca içimde garip bir boşluk oluştu. Çünkü bazı insanların konuşması zaten hukuken mümkün değildi, bazıları ise konuşsa bile kimse tam olarak inanmayacaktı.
Ve en kötüsü… bazen en çok bilenler bile susturuluyordu.
Bir Kadının Sessiz Çığlığı
Duruşma başladığında salonun havası değişti. Kadın elini sürekli dizine vuruyordu. Adam ise hiç kıpırdamadan oturuyordu.
Tanıklar çağrıldığında, her şey daha da ağırlaştı.
İlk tanık konuştuğunda kadının gözleri doldu. Çünkü anlatılan şeyler onun yaşadıklarının küçük bir parçasıydı ama dışarıdan bakıldığında sadece “bir anlatım”dı.
Ben o an defterimi çıkardım ve yazmaya başladım. Yazmazsam unutacakmışım gibi hissediyordum.
Ama içimde başka bir şey daha vardı: hayal kırıklığı.
Çünkü bazı insanlar konuşabiliyor, bazıları ise hiç konuşamıyordu. Ve bazen en çok anlatması gerekenler, sistemin dışında kalıyordu.
Hukukun Sessiz Seçimi
Duruşma ilerledikçe şunu fark ettim: Tanıklık sadece “bilmek” değildi. Aynı zamanda “uygun olmak” gerekiyordu.
Bir komşu çağrılmıştı. Çok şey biliyordu ama anlatımı duyuma dayalıydı. Hakim dikkatle dinledi ama yüzünden şunu anlamak mümkündü: her bilgi kabul edilemezdi.
İşte o an içimden şu geçti: Gerçek, her zaman mahkemeye giremezdi.
Boşanma davalarında kimler tanıklık yapamaz sorusu, sadece bir hukuk maddesi değilmiş gibi geldi bana. Aynı zamanda insan hayatının sınırlarını çizen görünmez bir çizgiymiş.
Kayseri’nin Soğuk Gecesine Karışan Düşüncelerim
Duruşma bittiğinde dışarı çıktım. Hava daha da soğumuştu. Ama asıl üşüten şey hava değildi.
İçimde bir kırılma vardı.
Arkadaşımın ablası sessizdi. Kimseye bakmıyordu. Sanki içeride yaşanan her şey ondan biraz daha eksiltmişti.
O an düşündüm: Tanıklar konuştu, avukatlar konuştu, hâkim dinledi… ama en çok yaşayan yine sessizdi.
Ben yürürken defterime şunu yazdım: “Bazı davalarda gerçek, sadece anlatılan değil; anlatılamayan şeydir.”
Tanıklık, Hafıza ve Eksik Kalan Gerçek
Sonra günler geçtikçe bu olay aklımdan çıkmadı. Çünkü tanıklık dediğimiz şey aslında hafızanın mahkemeye taşınmış haliydi.
Ama herkesin hafızası kabul edilmiyordu.
Boşanma davalarında kimler tanıklık yapamaz sorusu tekrar tekrar aklıma geldi. Sadece bir bilgi değil, bir sınır gibiydi. Kimin konuşabileceğini, kimin susacağını belirleyen görünmez bir sınır.
Bazen en yakın arkadaşlar bile dinlenmezdi, çünkü olayın içindeki tarafsızlık tartışmalıydı. Bazen aile bireyleri konuşurdu ama söyledikleri duygusal bağ nedeniyle sorgulanırdı.
Ve ben şunu hissettim: Gerçek, bazen en yakın ağızdan çıktığında bile uzak sayılıyordu.
İçimde Büyüyen Umut ve Kırık Bir Adalet Duygusu
O gece eve döndüğümde uzun süre uyuyamadım. Pencereden dışarı bakarken Kayseri’nin ışıkları titriyordu. Sanki şehir bile yorulmuş gibiydi.
Defterimi açtım ve yazdım:
“İnsanlar ayrılıyor, konuşuyor, susuyor… ama en çok susanlar aslında en çok anlatanlar.”
Bir yandan hukuk düzeninin bir denge kurmaya çalıştığını anlıyordum. Herkesi dinlemek mümkün değildi. Her söz eşit değildi. Bazı tanıklar güvenilir sayılmazdı, bazılarıysa zaten konuşamazdı.
Ama içimde bir yer yine de eksikti.
Çünkü adalet sadece kurallarla değil, duygularla da ölçülüyordu.
Tanıklığın Gölgesinde Kalan İnsanlar
Zaman geçtikçe fark ettim ki boşanma davalarında asıl mesele sadece kimlerin tanıklık yapabildiği değil, kimlerin hikâyesinin görünür olduğuymuş.
Bir çocuk bazen her şeyi görür ama tam ifade edemezdi. Bir komşu çok şey bilir ama tarafsızlığı tartışılırdı. Bir arkadaş konuşmak ister ama mahkeme onun sözünü sınırlı değerlendirirdi.
Ve taraflar… yani o evliliği yaşayan iki insan… onlar zaten tanık değildi. Onlar davanın kendisiydi.
Son Söz Yerine İçimde Kalan Sessizlik
Bugün hâlâ o günü düşündüğümde içimde karışık bir his oluyor. Bir yanda hukukun düzeni, diğer yanda insanın kırılganlığı.
Boşanma davalarında kimler tanıklık yapamaz sorusu artık benim için sadece bir başlık değil. Bir hikâyenin içine gizlenmiş sessiz bir gerçek.
Ve ben her yazdığımda şunu hatırlıyorum: Bazen en büyük tanıklık, konuşabilenlerin değil; susturulmuş olanların ardında kalır.
Bu içeriğimizle “Boşanma davasında kimler tanıklık yapamaz” hakkında kapsamlı bir bakış açısı sunmaya çalıştık. Insaatakkaya okurlarına sevgilerle!