Gürcistan’ın Yüzde Kaçı Türk? Bir Kimlik Arayışı Hikâyesi
Kayseri’nin kalabalık, sıcak sokaklarında büyüdüm. Hava her zaman biraz daha kurak, toprak biraz daha sert, ama kalbim her zaman bir başka yerdeydi. Bir yanda şehrin gürültüsünden kaçarken, diğer yanda dünya haritasının üzerinde kaybolan bir yer arıyordum. Hatta belki de bu yüzden, her zaman bir şey eksikmiş gibi hissederdim. İçimdeki boşluğu hep bir yerlerde, bir kimlik arayışında bulduğumu düşündüm. Bu yüzden, bir gün Gürcistan’a gitmeye karar verdim.
—
Yolculuk Başlıyor: Gürcistan’a Duygusal Bir Adım
Gürcistan, bana hep bir çekim merkezi gibi gelmişti. Eski Sovyet coğrafyasındaki ülkelerden biri, ama aynı zamanda tarihten bugüne uzanan köklü bir geçmişe sahip. İşin garibi, burada bana en yakın olan şeyin, Türklerle olan ilişkileri olduğunu fark ettim. Gürcistan’da Türklerin varlığı, tarih boyunca devam etmişti. Fakat bu kadar çok yakın olmamıza rağmen, yine de bir kopukluk hissi vardı. Çoğu zaman kendimi bir yabancı gibi hissettim. Sanki orada olsam da, oraya ait değilmişim gibi.
Bir hafta sonu Kayseri’nin sıcaklarından kaçıp, bir grup arkadaşla Gürcistan’a doğru yola çıktım. Ama bu sıradan bir tatil değildi. Bu, kimliğimi aramak için yaptığım bir yolculuktu. Gürcistan’da Türklerin varlığı, belki de kim olduğumu bulma yolculuğumun önemli bir parçasıydı. Arka planda, bu kadar büyük bir coğrafyada Türklerin ne kadar yer tuttuğunu, ne kadar etkili olduklarını ve en önemlisi bu yerli halkla olan ilişkilerini merak ediyordum.
—
Gürcistan’a Adım Atmak: Duygularım Karma Karışık
Sınırı geçtik, Gürcistan’a adım attık. Hava, Kayseri’deki kadar kurak değil, ama yine de sıcaktı. Başlangıçta hiçbir şeyin değişmediğini düşündüm. Yolda yürürken dilin farklı olduğunu fark ettim, ama insanlar yine de sıcakkanlıydı. Birden, içimde garip bir huzursuzluk hissettim. Kimlik sorusu, beynimde sürekli çalınan bir melodi gibiydi. “Gürcistan’ın yüzde kaçı Türk?” diye sordum kendi kendime. Ama bunun çok daha derin bir anlamı vardı. Bu soruyu sadece bir nüfus oranı gibi değil, içsel bir boşluk gibi hissediyordum.
İlk akşam, Gürcistan’ın batısındaki Batum şehrinde bir kafede oturduk. Yavaşça bir sohbete başladık. Türkçe birkaç kelime duydum, ama sesler birbirine karıştı. Gürcü aksanıyla konuşan birkaç kişi, Türkçe bilmenin ne kadar yaygın olduğunu anlattı. O an hissettim ki, aslında buradaki Türkler her zaman var olmuş ve bir şekilde yerleşmişti. Ama onların kimliği hala bulanık ve karmaşıktı. Gürcistan’da Türklerin izleri var ama ne kadar derin, ne kadar köklü oldukları bir muamma.
—
Kimlik Duygusu: Türk Olmak Ne Demek?
Bir sonraki gün, Tiflis’e gitmek için yola çıktık. Gürcistan’ın başkentinde her şey biraz daha kozmopolit, daha karışıktı. İnsanlar farklı dillerde konuşuyor, her köşe başında farklı kültürler buluyorduk. Ama bir şey vardı ki, bana Kayseri’yi hatırlatıyordu: Birçok sokakta Türkçe duydum. Çoğu kişi, biraz Türkçe bilmekten gurur duyuyor gibiydi. Ama yine de içimde bir eksiklik vardı. “Türk olmak ne demek?” diye sordum kendime.
Bir akşam, Tiflis’te bir restoranda yemek yerken, yan masada Gürcü ve Türk karışımı bir aile gördüm. Kadın Türkçe konuşuyor, adam ise Gürcüce yanıt veriyordu. Aralarındaki iletişimde bir tuhaflık vardı. Bir dil birliğinden çok, birbirine yabancı olma hissi hakimdi. Ama yine de bir şey vardı. Bir bağ, bir bağlanma şekli.
Ve o an, belki de ilk kez hissettim ki, Türklerin Gürcistan’daki varlığı, sadece sayılarla ölçülecek bir şey değildi. O kadar derin ve karmaşıktı ki, bambaşka bir şeydi. Kimlikler, tarihsel bağlar, kültürel etkiler… Hepsi bir arada, tek bir büyük puzzle parçasıydı.
—
Gürcistan’ın Yüzde Kaçı Türk? Bir Sayıdan Fazlası
Gürcistan’daki Türk varlığını anlamak, sadece nüfus oranlarından ibaret değildi. Birçok insan burada Türklerin %10 civarında olduğunu söylüyordu. Ama ben buna hiç takılmadım. Çünkü bir sayıyı bilmek, bir halkın kimliğini, kültürünü veya tarihini anlamak için yetersizdi. Burası sadece bir istatistikten ibaret değildi. Herkesin içinde kaybolan bir kimlik arayışı vardı. Bir kimlik, yalnızca sayılarla değil, her bir insanın içinde saklı duygularla da şekillenir.
Bu yolculuk, bana kimlik arayışımda çok şey öğretti. Çünkü Türklerin Gürcistan’daki varlığı, bir rakamdan çok daha fazlasını anlatıyordu. Türk olmanın ne demek olduğunu, bir halkın tarihini, dilini ve kültürünü derinlemesine anlamaya başladım. Gürcistan’daki Türkler, sadece bir etnik grup değildi; onlar, zamanın, göçlerin, kültürlerin ve duyguların kesişim noktasındaki bir halktı.
—
Sonuç: Kimlik Yolculuğu ve İçsel Huzur
Gürcistan’dan dönerken, içimdeki eksiklik hissi azalmıştı. Türklerin burada ne kadar etkili olduklarını öğrenmek, sadece sayılardan daha fazlasını keşfetmek demekti. Bu yolculuk, benim için bir kimlik keşfi oldu. Gürcistan’ın yüzde kaçı Türk olduğu sorusuna yanıt bulmamış olabilirim ama bu sorunun cevabından daha fazlasını öğrendim. Çünkü kimlik, bazen sayılarla ölçülen bir şey değil, hissedilen bir bağdır.
Kayseri’ye döndüğümde, içimdeki boşluğun yerini biraz huzur almıştı. Kim olduğumu, nereden geldiğimi biraz daha net görmeye başlamıştım. Belki de bu hikâye, hepimizin içindeki kimlik arayışının bir yansımasıydı. Sonuçta, kimlik sadece bir etnik aidiyetle değil, deneyimlerle, hislerle, kültürle şekillenir. Ve ben, artık bu yolculuğa çıktığımda, sadece bir yabancı değildim.