Türkiye’de Gündüz Yaşanırken Hangi Ülkelerde Gece Yaşanır? Siyaset Bilimi Perspektifinden Bir Analiz
Dünya üzerinde güneşin ışığının farklı coğrafyalarda farklı zaman dilimlerinde görüldüğü gerçeği, sadece coğrafi bir olgudan ibaret değildir. Aynı zamanda bu durum, küresel güç ilişkilerinin, ekonomik yapının, kültürel normların ve hatta politik kararların bir yansımasıdır. Türkiye’nin gündüz yaşadığı bir an, dünyanın diğer köylerinde geceyi, karanlığı ve sessizliği beraberinde getirebilir. Ancak bu “gece” ve “gündüz” olgusu, sadece bir doğa olayından ibaret değildir; aynı zamanda toplumsal düzenin, iktidarın, demokrasinin ve yurttaşlığın şekillendiği bir siyasal bağlama sahiptir. Peki, bu dönüştürücü zaman dilimlerinin iç yüzüne bakıldığında, iktidarın gücü, meşruiyeti ve yurttaşların katılımı nasıl şekillenir?
Iktidar, Güç ve Zamanın Rolü
Zaman dilimlerinin siyasetteki rolünü anlamak için öncelikle iktidarın nasıl işlediğine dair bir bakış açısı geliştirmemiz gerekir. Gündüzün yaşandığı Türkiye’de, iktidarın rolü ve toplumun bu iktidara karşı duruşu, sosyal, ekonomik ve kültürel faktörlerle doğrudan ilişkilidir. Türkiye gibi ülkelerde gündüzün ışıkları altında, siyasal yapılar genellikle merkezi hükümetin kontrolünde şekillenir. Ancak, geceyi yaşadığını söyleyen başka ülkeler var. Bu ülkelerde iktidar ilişkileri, güç dağılımı ve yurttaşların katılımı farklı dinamiklere dayanır.
Siyasi bilimde, güç ilişkileri, devletin halk üzerindeki egemenliğini belirler. Ancak bu egemenlik, her zaman açık ve net değildir. Bazı ülkelerde, iktidar “gündüz” şeklinde açıkça görülebilirken, bazı yerlerde bu güç ilişkileri daha karanlık, daha örtük ve “gece”yi yaşar gibi gizlidir. Buradaki soru, bu karanlık bölgede güç kimler tarafından nasıl paylaşılmaktadır? Demokrasi ve meşruiyet ile ilişkisi nedir?
Meşruiyet ve Katılım: Gücün Sınırları
Meşruiyet, herhangi bir siyasal sistemin halk tarafından kabul edilmesidir. Bir hükümetin “gündüzde” varlığı, bu hükümetin halk tarafından benimsenmesini ve kabul edilmesini gerektirir. Türkiye’nin siyasetine bakıldığında, hükümetin demokratik meşruiyeti genellikle seçimler, anayasal düzen ve toplumsal onayla belirlenir. Ancak, bir ülkede “gündüz yaşanırken” güç ilişkilerinin öne çıktığı ve bu gücün meşruiyetinin sorgulandığı durumlar da vardır. Bu noktada, iktidarın halkla olan ilişkisi, yalnızca şekli bir onay ile değil, yurttaşların aktif katılımıyla doğrulanır.
Ancak bu katılım her zaman eşit ve adil olmayabilir. Klasik demokrasilerin “gündüzdeki” işleyişiyle karşılaştırıldığında, bazı ülkelerde siyasi katılım oldukça sınırlıdır. Örneğin, Çin gibi otoriter rejimlerde, halkın katılımı, hükümetin belirlediği sınırlar içinde şekillenir. Burada, “gündüz” var olsa da, bu gündüz, sadece belirli bir elitin denetiminde devam eder. Oysa bu, halkın özgürce katılım gösterebileceği bir gündüz değildir.
Demokrasinin Geceyi Yaşadığı Ülkeler: Otoriter Rejimler
Seyahat etmeye başladığınızda, güneşin batmaya başladığı ülkelerde siyasal yapılar daha farklı işler. Çin, Rusya, Suudi Arabistan ve Kuzey Kore gibi ülkeler, demokrasi ve yurttaş katılımı noktasında “geceyi” yaşayan yerler olarak düşünülebilir. Bu ülkelerde, halkın bireysel özgürlükleri, siyasi katılımı ve ifade özgürlüğü genellikle sınırlandırılmıştır. Güç, merkezi hükümetin elinde yoğunlaşmışken, yurttaşların sesini duyurması daha zordur.
Örneğin, Çin’deki meşruiyet anlayışı, Batı’daki liberal demokrasi anlayışından çok daha farklıdır. Burada, iktidarın kaynağı halkın onayına dayanmaktan çok, devletin siyasi istikrarı ve ekonomik büyümeyi sağlama çabalarına dayanır. Çin’in kalkınma modeli, iktidarın uzun süreli istikrarına odaklanırken, halkın katılımı sınırlıdır. Sonuç olarak, halkın iktidara karşı ne derece etkin olduğu, demokrasi anlayışının sınırları ve iktidarın meşruiyeti her geçen gün sorgulanmaktadır.
İdeolojiler ve İktidarın Geceyi Yansıması
İdeolojiler, bir ülkenin siyasal sistemini şekillendiren güçlü araçlardır. Hangi ideolojinin baskın olduğu, bir ülkenin gündüz mü yoksa geceyi mi yaşadığı konusunda belirleyici bir faktör olabilir. Örneğin, Sovyetler Birliği’nin çöküşü sonrası Rusya’da ortaya çıkan “Putinizm” ideolojisi, iktidarın merkeziyetçi yapısını pekiştirirken, halkın siyasi katılımı sınırlanmıştır. Burada, “gece” yaşanmaktadır; çünkü ideoloji, iktidarı hem dışardan hem de içeriden denetler ve halkın katılımı daha çok simgeseldir.
Modern otoriterlik, günümüzde sadece bir ülkenin iç dinamikleriyle sınırlı kalmayıp, uluslararası siyaseti de şekillendiriyor. Küresel düzeydeki hegemonik güçler, ideolojik yönelimleri ve içerideki politik atmosferi şekillendiriyor. Bu, birçok ülkede iktidarın halktan, kurumlardan ve demokratik yapılardan ne derece bağımsız olduğuna dair önemli sorular ortaya koymaktadır. O zaman, hangi ülkelerde halkın sesini duymak gerçekten mümkün? Geceyi yaşayan bir ülkede, iktidarın meşruiyeti, halkın kendisini gerçekten ifade edebilmesiyle ölçülür mü?
Globalleşen Dünyada Katılım ve Demokrasi
Globalleşen dünyada, her ülkenin kendi içinde yaşadığı “gece” ve “gündüz” deneyimi, diğer ülkelerle olan ilişkilerini de etkiler. Türkiye gibi ülkeler, küresel güç dinamiklerinde hem gündüzdeki hem de geceyi yaşayan ülkelerle çeşitli ilişkiler kurar. Ancak burada kritik olan nokta, katılımın ve demokrasinin sınırlarının her ülkede farklı olmasında yatmaktadır. Türkiye’nin siyasi yapısındaki değişiklikler, hem içte hem de dışta bu “gece”yi ve “gündüz”ü nasıl şekillendirecektir?
Özellikle Orta Doğu’da yaşanan toplumsal değişimler, bu dönüşümün bariz örneklerindendir. Bazı ülkelerde demokrasiye geçiş, diğerlerinde ise iktidarın çok daha baskıcı bir biçimde hüküm sürdüğü bir dönemeçtir. Geleceğe dönük olarak, demokrasinin ve katılımın sınırlarını belirleyen bu değişimler, iktidarın ve halkın ilişkisini yeniden şekillendirecektir. Ancak bu sürecin sonunda, hangi ülkelerde “gündüz” veya “gece” yaşandığı, sadece siyasi kurumların değil, aynı zamanda toplumların tarihsel bağlamı ve ideolojik yapılarıyla şekillenecektir.
Sonuç: Gündüz ve Gece Arasında Bir Yer
Türkiye’deki gündüz, aslında tüm dünyada iktidar, kurumlar ve demokratik katılımın farklı düzeylerde tecrübe edildiği bir analojiye işaret eder. Güç ilişkilerinin biçimlenişi, ideolojilerin dayatılması ve yurttaşların katılımı, her ülkenin içinde farklı bir siyasal gündüz ve gece yaratır. Bu yazı, sadece coğrafi ve saat dilimsel farklılıkları değil, aynı zamanda iktidarın nasıl şekillendiği ve halkın bu yapıya ne ölçüde dahil olduğu üzerine düşündürmeyi amaçlamaktadır. Bugün, hangi ülkelerde gece yaşandığını sorgularken, bu karanlığın ardında kimin ve neyin güçlerini sakladığını da düşünmeliyiz.